Sosyal hayatımız giderek dijital bir hâl alırken, yeni nesil kahve dükkânları ve barlar, insanları bir araya getirmeyi ve yüz yüze etkileşimin aracı olarak modern kutu oyunları ile zaman geçirilmesine alan açıyor.

Birçok şehirde insanların, bunaltmayan güneş eşliğinde, sonbahar havasının tadını çıkarmak için dışarı çıktığı muhteşem bir günde öğleden sonramın bir bölümünü bir kutu oyunu kafesinde arkadaşımın ajan olup olmadığını anlamaya çalışarak geçirdim. Yanımızda iki çocuklu bir aile batmakta olan bir adadan kaçmaya çalışıyordu. Kafenin arka tarafında ise altı yetişkin, bilardo masası büyüklüğünde ve üzerinde Helm's Deep’in bir maketi varmış gibi görünen devasa bir masanın etrafına toplanmıştı. Tam arkadaşımın bir ajan olduğunu ortaya çıkarmak üzereydim ki sandviçim geldi.

Etrafıma baktığımda; müşterilerin içeri girip oyun satın aldığını, masalara yerleştiğini ve kahve sipariş ettiğini gördükçe, bu kadar çok insanın bir pazar öğleden sonrasını dışarıda geçirmek yerine içeride masa oyunu oynayarak geçirmesine hayret ettim.

İlk duyulduğunda “kutu oyunu kafesi” ifadesi, retro-fütüristik bir şakanın final cümlesi gibi: hem sakallı hem de biyonik insanların Monopoly’de silindir şapkayı kimin alacağı konusunu ironik biçimde tartıştığı bir yer, ne geçmişte ne de gelecekte varolamaz gibi. Ama bugün birçok yerde gerçekten bu tür mekânlar bulunuyor. Özellikle son birkaç yıldır kutu oyunu kafeleri dünyanın dört bir yanında, Londra’dan Pekin’e kadar birbirine hiç benzemeyen şehirlerde giderek artıyor. Kickstarter üzerinden bu tür işletmeler açabilmek için fon arayan insanların sayısı da dikkate alınırsa yakın gelecekte çok daha fazla kutu oyunu kafesinin açılacağını söylemek mümkün.

Kafelerin büyük bölümü dikkate değer biçimde işlerini iyi yapıyor. Birden çok kafe ikinci hatta üçüncü şubelerini açmak için hazırlanıyor. Hatta sadece bir işletme olarak kalmayıp yerli üretim oyunları ile yayıncılık hayatında da yer almaya hazırlanıyor. Kısa süre önce İzmir’de ziyaret ettiğim ve oyun yelpazesini light weight’ten heavy’ye kadar çok geniş bir yelpazede bulduğum Limon Kafe adlı bir kutu oyunu kafesi buldum. Çok kısa bir sürede kendilerine çok geniş bir müşteri yelpazesi oluşturmuşlar bile. Üstelik birkaç aylık serüvenlerine rağmen kafelerinde yapabilecekleri yeniliklerin arayışına girmişler.

Bu duruma paralel olarak masa oyunu satışları da giderek artıyor. Sektördeki satışları takip ettiğim verilere göre ve online satış platformlarında satışlar son üç yıldır aralıksız büyüyor. Mesela yalnızca geçen yıl kutu oyunu yüzdesi 20 oranının üzerinde artış gösterdi. Sanırım dünyanın dört bir yanındaki yetişkinler ve çocuklar hafta sonu yapmak istedikleri şeyin kartondan bir kutuyu açıp içinden çıkan mavi oyun taşının kime ait olacağına karar verip beraber vakit geçirmek konusunda hemfikir olmuş durumda.

Bu durum, bazı kutu oyunu kafelerinin özellikle birden çok etkinlik alanında faaliyet göstermesine de yol açıyor. Örneğin The Game for Big Kids gibi işletmeler dijital ürünlerden karaokeye karaokeden kutu oyunu alanlarına kadar geniş yelpazede hizmet sunuyor. İnsanların bir oyun etrafında vakit geçirme isteklerine başka alternatifler de sunuyor. Bu da bizlere kutu oyunlarının birden çok işleve sahip bir sosyalleşme alanı olarak hayatımızda nasıl yer aldığına dair bir ipucu sunuyor.


Bence, daha dikkat çekici olan, bu mekanların aslında sıkı oyunculardan ziyade kutu oyunu deneyimi pek de olmayan, yani oyuncu olmayan insanları hedefliyor olmaları. Pek çok kafede müşterilerin devasa oyun kuleleri arasından kendilerine uygun bir oyun seçmelerine ve seçtikleri oyunun kurallarını anlamalarına yardımcı olmak üzere özel olarak görevlendirilmiş insanlar bulunuyor. Kutu oyunu dünyasına, sıkı bir oyuncu olmasalar da, çocukluktan kalma ve hiçbir zaman büyümeyen o oyuncu taraflarını ortaya çıkaracak olan ve giderek kaybolan bir arada vakit geçirme pratiklerini onlara hatırlatan kutu oyunu kafelerin bu işlevi, bana kalırsa, dikkate şayan. Yani, kutu oyunu oynamak için gençlik yıllarını evin salonunda Dungeons & Dragons oynayarak geçirmiş kişiler olmanıza gerek yok, bu tür kafeler aracılığıyla oyun dünyasına adım atmanız hiç zor değil artık.

Kutu oyunu kafesi trendini günümüzdeki nostaljik geek kültürü merakına bağlamak kolay olabilir. Ancak bu mekânların hızla yaygınlaşması çok daha derin bir ihtiyaca işaret ediyor olsa gerek. İnsanların sosyal ve aynı zamanda bir hedef doğrultusunda, görevler ile kendini özel hissettiği bir bağlamda sosyalleşmesinin önemi azımsanmamalı. Çevresi ile bağlantı kurma ihtiyacı, özellikle, emojilerin kullanılamadığı bir ortamda, sanki hepimizin anlamlı etkileşimlere duyduğu özleme cevap veriyor gibi. Ve belki de giderek karmaşıklaşan bu dünyada arkadaş ve ailemizle birlikte, kulağa primitif gelecek olsa da, bir oyun etrafında ve birlikte hareket etme ihtiyacımızı bize hatırlatıyor olması, birçoğumuza sandığımızdan çok daha iyi geliyor olabilir.

Araştırma dünyasından ayrılarak The Brooklyn Strategist’i açan nörobilimci Jon Freeman şöyle diyor:

“Bütün gün bilgisayar karşısında oturan yetişkinler insanlarla vakit geçirmek istiyor. Aslında mesele, insanların kendileri gibi düşünen diğer insanlarla ortak deneyimler yaşaması. Bu tür deneyimlere erişimimizi kaybetmiştik. Kutu oyunu kafeleri gibi yerler bu erişimi yeniden sağladı.”

Kutu oyunları insanlara fiziksel olarak bir araya gelebilecekleri bir ortam sağlamakla birlikte insanların birbirleriyle iletişim kurma ve sohbet etme becerilerini kaybetmeye başladıkları bir dönemde ortaya çıktıkları için de ilgi görüyor olabilir.

Sherry Turkle bir konuşmasında, online yapılan küçük sohbet “kırıntılarının” bir araya gelerek gerçek bir sohbetin yerini tutacağını düşünmeye eğilimli olduğumuzu, ancak bunun böyle olmadığını söylemekte. 

Oysa, bir oyunda kurallar vardır ve iletişimde kalmanın bir anlamı vardır. Başkalarıyla,  ağırlıklı olarak, internet üzerinden iletişim kurmaya alışmış kişiler, yani bizler için kutu oyunları yüz yüze iletişime geri dönmenin bir yolu olabilir.

Dartmouth College’da Film ve Medya Çalışmaları profesörü ve aynı zamanda Tiltfactor oyun araştırma laboratuvarının kurucularından biri olan Mary Flanagan şöyle diyor:

“Ailemle masa oyunları oynayarak büyüdüm. Hayat ve öğrenme üzerine yaptığımız en güzel sohbetleri bu oyunların etrafında yaptık. Çünkü oyunlar bize sıra beklemeyi, kuralları ve adaleti öğretiyordu.”

Flanagan şöyle devam ediyor:

“Masa oyunları sosyal etkileşime gerçekten güvenli ve faydalı bir yapı kazandırıyor. Yüz yüze konuşmak giderek daha tuhaf bir hâle geliyor. Masa oyunları ise birbirimizle anlaşmamıza ve iletişim kurmamıza yardımcı oluyor.”

Kısacası Flagan’ın hatırlattıkları aklıma şunu getiriyor; sadece oynamak için değil bir oyunu kazanabilmek için diğer oyuncularla birlikte iş birliği yapmanız ve onlarla anlamlı biçimde etkileşime girmeniz modern hayatın bize unutturduğu birçok temel iletişim bilgisini geri çağırıyor.

Kutu oyunu kafelerinde insanların oynamak için can attığı oyunlar, genellikle, Euro tarzı oyunlar. Bu oyunların olayı nispeten kısa sürede oynanmaları. Yani, yemek masasını beş gün boyunca işgal eden Risk maratonlarından farklı. Buna rağmen, bu oyunlar da stratejiye ve çoğu durumda oyuncular arasında iş birliğine dayanıyor.

Bir oyunda oyuncular kalelerini saldıran yaratık ordularına karşı birlikte savunuyorken, başka bir strateji oyununda ise oyuncular rekabetçi tarım yapmayı, şehirleri birbirine bağlayan demiryolları kurmayı ya da Orta Çağ Fransa’sında bir şehir geliştirmeyi deneyebiliyor.

Üstelik, yeni nesil oyunların çoğunda bulunan iş birliği unsuru, kaybetmekten nefret eden rekabetçi oyuncular açısından da deneyimi daha az travmatik hâle getirebiliyor.

Artık oyun tahtasında diğer oyuncuların taşlarını ele geçirmeye çalışırken yarım ağızla denilen “üzgünüm”ler yerine, medeniyeti yok etmek üzere olan küresel bir salgına karşı hep birlikte mücadele etmeye teşvik ediliyorsunuz. Daha önce de dile getirdiğim gibi, oyunu kazanmak için diğer oyuncularla birlikte hareket etmeniz ve onlarla gerçekten anlamlı biçimde etkileşim kurmanız gerekiyor. Ve böylece, takım olarak kazanmayı başardığınızda da insan sadece kendini iyi hissetmiyor, etkili iletişimin ve takım oyununun ne olduğunu da hatırlamış oluyor. 

İş birliği unsurunu ya da etkili etkileşimi de biraz açmak gerekiyor. Günümüz oyunlarının büyük bölümü karmaşık stratejiler gerektiriyor. Yani sadece basit bir iletişimde kalma hâli değil, oyunu okuma ve karşımızdakine aktarabilme becerisi geliştirmemiz gerekiyor. Bu durum da oyunları hem daha ilgi çekici hâle getiriyor, hem de giderek kendimizi daha iyi ifade etme becerisi ve oynama isteği ile birlikte tekrar tekrar oynamaya sevk ediyor.

Tekrar tekrar oynadığımız günümüz oyunlarında genellikle daha az kural, fakat daha fazla çeşitlilik bulunuyor. 

Bunun gerekçesini Freeman şöyle açıklıyor:

“Biz çocukken var olan oyunlar pek de ilginç değildi. Monopoly’nin temelde tek bir stratejisi vardır ve bunu çözdüğünüzde oyunu nasıl oynayacağınızı da çözmüş olursunuz. Stratejik derinliği yüksek bazı oyunlar vardı ama bunların çoğu savaş oyunlarıydı ve son derece kalın kural kitaplarına sahiptiler. Kendinizi matematik kitabı okuyormuş gibi hissederdiniz.”

Evet, işte tam da bu sebeple günümüzdeki oyunlarda genellikle daha az kural ve daha fazla değişken bulunuyor. Tek bir kazanma stratejisi yerine, birçok oyunun kendine has farklı stratejileri var, bu her bir oyun ile size yeni bir strateji geliştirme ve böylece yeni iletişim becerileri kazanma fırsatı yaratıyor. 

Flanagan’ın aktardıkları arasında satrancın “bir dönem savaşın nasıl yürütüldüğünü temsil eden iyi bir model olabileceğini” söylediğini hatırlatması boşa değil. Giderek karmaşıklaşan dünyada masa oyunları, oyuncuların gerçek hayatta yaptıkları gibi problem çözme becerilerini sınamalarına olanak tanıyor.

Eğer oynadığımız oyunlar yaşadığımız toplumu yansıtıyorsa, belki de modern toplum artık dünyaya satranç taşlarının siyahı ve beyazı kadar keskin sınırlarla bakmıyor demektir. Aynı zamanda bu daha az kural ve çeşitliliğin gerekçesini de toplumsal düzeyde anlamlı kılıyor.

Günümüz oyuncuları gayrimenkul satın almak, maaş almak veya Avrupa’yı ele geçirmek gibi sıradan şeyler yapmak istemiyor.

Günümüz oyunları bireylerin hayatlarında bir izdüşüme sahip olan hem daha büyük hem de bireysel stratejilerin önemli olduğu meydan okumalara alan açıyor.

Bugün birisi kutu oyunu açtığında bunu efsanevi adalara yolculuk etmek, bir şehrin yollarını ve altyapısını kurmak ve dünyayı kurtarmak için açmış ve yola çıkmış oluyor. 

Yazının başına dönecek olursam, kutu oyunlarının hem günümüz toplumundaki anlamı ve hem de giderek kötüleşen ve dijitalleşen iletişim kurma becerilerimize soluk aldıracak yeni bir dünyanın kapılarını araladığı aşikar. Özellikle kutu oyunu kafeleri arkadaşlarımız ve ailemiz ile yeniden bağ kurmamızı, kendimize ve ifade gücümüze güvenmemizi, unuttuğumuz bazı heyecanlarımızı gıdıklamamızı sağlayacak mekanlar olarak bugün ve ilerleyen günlerde bizlerin sık sık ziyaret edeceği yerlere benziyor.